|
Yazım tarihi: 28 Ekim
2011 Cuma
Doç. Dr. Selçuk Can
Endokrinoloji ve Metabolizma Uzmanı
www.endokrinoloji.com
Özel Gayrettepe Florence Nightingale Hastanesi
Diabetes Yunanca idrara geçen, mellitus tatlı veya
bal anlamına gelmektedir. Şeker hastalığı yani tıp
dilinde Diabetes Mellitus idrara geçen tatlı
anlamına gelmektedir. Şeker hastalığı tedavi
edilebilinir, yani hastalık kontrol altına
alınabilinir ancak kesin bir tedavisi yoktur. İnsan
bir defa şeker hastası oldu mu, ömür boyu şeker
hastası olarak kalır, tekrar normal haline dönemez.
Bu da ömür boyu tedavi demektir. Tip 2 diyabetliler
zayıflayınca şekerleri normale gelir. Ancak asabi
bir durumda veya tekrar kilo aldıklarında şekerleri
yine yükselir, burada geçici bir şeker düzelmesi
vardır. Şeker hastaları diyabetli olduklarını kabul
edip şeker hastalığı ile arkadaşça yaşamayı
becerebilirler ise ve aynı zamanda hastalıkları
konusunda eğitimli, bilinçli, özenli ve disiplinli
iseler normalden uzun yaşarlar. Bunlardan biri yok
ise şeker hastalığı tehlikelidir. Hasta eğitimli
ancak şeker hastası olduğunu kabul etmiyorsa sorun
vardır. Kişi iş hayatında çok başarılı ve disiplinli
olabilir ancak şeker hastalığı konusunda disiplinsiz
ise vücutta şekerin yüksek tahribat yapması
kaçınılmazdır.
Diyabet Teşhisi:
Diyabet teşhisi için herhangi bir belirti çıkmasını
beklemeye gerek yoktur. Diyabetin en sık belirtisi
hiçbir belirti olmamasıdır. Check-up yani tamamen
kontrol amaçlı testlerde kişiye diyabet teşhisi
konabilir. Hastalar dikkatle sorgulandığında ağız
kuruluğu, halsizlik, yemek sonrası yorgunluk ve
uyuklama, kilo alma, çok idrara çıkma gibi
belirtilerden bahsedebilirler. Hipoglisemi yani ani
şeker düşmeleri, ileri yaşlarda çıkacak diyabetin
habercisi olabilir. Obezite sorunu olan birçok
kişide insülin direnci dediğimiz artan yağ dokusunun
ve karaciğer gibi iç organların yağlanmasının
insülinin etkisini azaltması durumu çıkabiliyor. Bu
yüzden zayıflamak için bize başvuranlara mutlaka
insülin direncini ölçen testler yapıyoruz ve lüzum
görürsek şeker yükleme testi uyguluyoruz. Normal bir
insanın kandaki glikoz düzeyi açlıkta 70 - 100 mg/dl
arasındadır. Diyabet teşhisinde yapılan kan şekeri
ölçümünün yorumu kişinin açlık tokluk durumuna göre
olur. Aşağıdaki durumlarda diyabet tanısı konulur.
a) Açlık kan şekerinin 126 mg/dl üzerinde olması
b) Rastgele mesela yemekten herhangi bir zaman sonra
toklukta ölçülen kan şekerinin 200 mg/dl üzerinde
olması ve kişide yüksek şeker belirtilerinin olması
c) Şeker yükleme testinin ikinci saatinde kan
şekerinin 200 mg/dl üzerinde olması
d) Son üç aylık şeker ortalamasını gösteren HbA1C
testinin sonucunun %6.5 ve üzeri olması. HbA1C
değeri %5.8 altı olması normal, %5.9-6.4 arası
olması sınırdadır.
e) Hastadan veya laboratuvardan kaynaklı hatalar
olabileceği göz önünde tutularak bu testlerin iki
ayrı günde bozuk çıkması ile diyabet teşhisi
konulur.
Günümüzde eskiye oranla çok daha fazla insülin
çeşidi, ilaç opsiyonları ve televizyonda yayınlanan
diyet ile ilgili programlar olmasına karşın şeker
hastalığını tam olarak kontrol altına almak imkânsız
görülüyor. Endokrinoloji ve Metabolizma Uzmanı Doç.
Dr. Selçuk Can’ın American Board of lnternal
Medicine adlı Amerika kaynaklı kuruluş bünyesinde
kendi hastalarına yaptığı Diabetes Practise
lmprovement yani Diyabet Pratiği İyileştirme
modülünde hastalara verdiği diyabet tedavisinin iyi
olmadığı saptandı. Doç. Dr. Selçuk Can diyabet
hastalarının aldığı tedavi kalitesi ile ilgili
şunları söyledi:
“Metotları Amerika’dan alınan ve benim Türkiye’de
baktığım Türk hastalar üzerinde yapılan modülde
hastaların %65 inin kan şeker düzeyleri arzu edilen
kontrol seviyesinde idi. Kan şekeri kontrol dışında
olanların oranı %35 idi. Tansiyonu iyi kontrolde
olanların oranı %31, kolesterol düzeyleri hedef
değerde olanların oranı %35 idi. Ortalama yaşları 63
olan bu hasta grubunun %46 sı fazla kilolu, %42 si
obez idi. Yani toplam %88’inde kilo sorunu vardı ve
diyabetlilerin sadece %12 si normal kiloda idi. 100
diyabetliden sadece 8’i kendi sağlıklarını çok iyi
veya mükemmel olarak nitelendiriyordu. Diyabet
hastalarının %77’sinde yüksek kolesterol, %54’ünde
hipertansiyon, %42’sinde tamamen hareketsiz olma,
%23’ünde damar sertliğine bağlı hastalıklar mevcut
idi. Çeşitli psikolojik, sosyal ve çevresel etkenler
diyabet hastalarının yazılan reçetelere ve hekim
tavsiyesine uyumunu ters etkilemektedir.
Diyabetlilerin %4 ‘ünde psikiyatrik hastalıklar,
%23’ünde tedaviye uymama, %15’inde mevcut kalp,
böbrek, karaciğerin bozulması gibi durumların
olumsuz etki yapması, %8’inde sosyal ve finansal
olumsuz faktörler tedaviye uyumu, dolayısı ile
diyabetin kontrol altına alınmasını engellemektedir.
Diyabetlilerde önemli bir sorunda tedaviye uyum
sağlayamama sorunudur. Benim katıldığım diyabet
bakım iyileştirme modülündeki veriler diyabetlilerin
sadece yarısının diyetine uyduğunu ve daha da
kötüsüsadece %19’unun haftada 4 günden fazla
egzersiz yaptığını gösterdi. Bakımın önemli bir
bileşeni olan küçük cihazlarla kişinin kendi
şekerini ölçmesi %43 hasta tarafından yapılıyordu.
Bu oran batı ülkelerinde çok daha fazladır. Yurt
dışında tüm şeker hastalarına önerilen grip aşısının
Türkiye’deki şeker hastalarında kullanımı sadece
%38. Her 5 yılda bir yapılması önerilen zatürre
aşısının vurulma oranı çok daha düşük ve sadece %23.
Biz, doktorlarda ilaçların yan etkileri konusunda,
ayak bakımı, diyabet diyeti ve evde kan şekeri
ölçümü konusunda hastaları bilgilendirmede pek
başarılı değiliz. Hastalarımın sadece %30 ile 50
kadarına düzgün ve kaliteli diyabet bilgisi
verilmiştir. Diyabetli hastaya öğretilecek,
anlatılacak, gösterilecek o kadar çok şey var ki,
doktor da bunları eksiksiz anlatacak ya zaman
bulamıyor ya da eğitim konusunu ikinci plana atıp,
ilaç ve insüline ağırlık veriyor. Bu durumda diyabet
hemşiresi, diyetisyen ve psikologların doktor
üzerinden yükü alıp, eğitimi vermeleri gerekiyor. Bu
da eleman eksikliği, sağlık kurumlarında
organizasyon bozukluğu ve diyabetin önemini
kavrayamama gibi nedenler ile her zaman mümkün
olmuyor. En önemlisi de diyabetli hastaların
memnuniyetsizliği! Diyabet hastalarımın sadece
%42’si aldığı sağlık servisini çok iyi veya mükemmel
olarak değerlendiriyor. Çoğunluğu yani %58’i diyabet
tedavisinden memnun değil. Bu durumda diyabeti bir
olumsuzluklar ve memnuniyetsizlikler zinciri olarak
tanımlamak doğru olur.
Dünya Sağlık Örgütü internet sitesi bugün dünyada
346 milyon kişinin diyabet hastası olduğunu
bildiriyor. Diyabet küresel bir sağlık sorunudur.
Dünya nüfusunun %5’inin diyabetli olduğu biliniyor.
Fakir ülkeleri bir yana bırakırsak gelişmiş
ülkelerde yetişkin nüfusta (18 yaş altı nüfus hariç)
bu oran %10’a çıkmaktadır. Yani her 10 erişkinden
biri şeker hastası diyebiliriz. 2004 yılında dünyada
3.4 milyon kişinin diyabet ve yüksek kan şekerinin
yol açtığı sonuçlar nedeni ile öldüğünü
istatistikler bize söylüyor. İşin ilginç tarafı bir
zengin hastalığı olarak bilinen diyabetin neden
olduğu ölümlerin %80 kadarının orta ve düşük gelir
seviyesindeki ülkelerde görülmesidir. Dünya Sağlık
Örgütü 2005 ile 2030 arasında diyabete bağlı
ölümlerin ikiye katlanacağını öngörmektedir.
Sağlıklı beslenme, düzenli spor, normal kiloda
olmak, sigarayı terk etmek tip 2 diyabet gelişimini
önler veya geciktirir.
Diyabet hakkındaki bazı gerçekler:
• Diyabet vakalarının yaklaşık %5’i çocukluk ve
adolesan çağında ortaya çıkan tip 1 diyabet, %95’i
erişkin dönemde ortaya çıkan tip 2 diyabettir.
• Ülkemizde 5 milyon diyabet hastası vardır.
• Bunların üçte biri diyabetli olduğundan haberdar
değildir.
• Ülkemizdeki diyabet görülme sıklığının önümüzdeki
yıllarda daha da artması beklenmektedir.
• Diyabet ilk beş ölüm sebebinden biridir.
• Ülkemizde diyabet ve buna bağlı komplikasyonların
tanısı, tedavisi, bakımı ve rehabilitasyonuna her
yıl 5 milyar Avro harcandığı tahmin edilmektedir.
• Tip 2 diyabet vakalarının %80’i uygun yaşam tarzı
ile önlenebilir.
• Hem tip 1, hem de tip 2 diyabette doğru zamanda
başlanan etkili tedavi, bakım ve izlem diyabetten
kaynaklanan ölümleri ve maliyetleri azaltabilir.
• Diyabet kalp krizi ve felç riskini arttırır.
Diyabet hastalarının yarısı kalp ve damar
hastalıklarından ölür.
• Diyabetik retinopati yani şekerin gözün retina
tabakasında yaptığı tahribat en sık körlük
nedenidir. Diyabet teşhisinden 15 yıl sonra şeker
hastalarının %2’si kör olur, %10’unda ağır görme
bozukluğu gelişir
• Böbrek yetmezliğinin en sık sebebi diyabettir.
Diyabetlilerin %10’u böbrek yetmezliğinden ölür.
• Diyabetik nöropati diyabetlilerin yarısını etkiler
ve yükselen kan şekerinin sinir sistemini bozması
ile olur. Diyabetik nöropati hastaları el ve
ayaklarda yanma, batma ve karıncalanma hisseder,
gece kramplar olur.
• Diyabetik nöropati ve damar bozukluğu ayaklarda
iyileşmeyen yaralara sebep olur.
• Diyabetli bir kişinin ölme riski aynı yaştaki
diyabeti olmayan bir kişinin ölme riskinden iki kat
daha fazladır.
Türkiye'de diyabet hastaları üzerine yapılan anket
çalışmalarında Türkiye'de teşhisi konulmuş
hastaların yüzde 68'i düzenli tedavi görürken, yüzde
32'lik kısmı düzenli ilaç kullanmıyor. Bu durum
genelde hastaların diyabetli olduklarını kabul
etmemesinden ve şeker hastalığını önemsiz
görmelerinden kaynaklanıyor. Diyabet hastaları en
çok körlük, diyaliz, böbrek sorunları, obezite, kalp
hastalığı ve iyileşmeyen yaralardan korkuyorlar.
Ayak kesilmesi ve iyileşmeyen ayak yaraları şeker
hastalarının adeta korkulu rüyası konumundadır.
Hastalar hastalıkları nedeniyle verimli
çalışamadıklarından ve işe gidemediklerinden şikâyet
ediyor. Bu durum gelir kaybı ile sonuçlanıyor.
Metabolik Sendrom Derneği en son 2010 verilerine
göre Türkiye'de 35-70 yaş aralığında diyabet oranını
yüzde 15 olarak tespit etmiştir. Türkiye'de 35-70
yaş aralığındaki nüfusun yüzde 52'sinin obez ve
yüzde 34'ünün fazla kilolu olduğu bulunmuştur.
Normal kilosunda bulunanların oranı ise sadece yüzde
13,6’dır. Metabolik Sendrom Derneği’nin bulduğu en
çarpıcı bulgu diyabet oranındaki artış. Ayrıca pre-diyabeti
olan, yani gizli şekeri veya tıp dilindeki adıyla
'glikoz tolerans bozukluğu' oranının yüzde 9,6
olduğu ortaya çıktı. Yani toplamda diyabeti ve pre-diyabeti
olan kişilerin oranı yüzde 24-25'lere varıyor. 35
yaş üstü 4 kişiden birinin kan şekeri bozuk. Her 4
diyabetliden 3'ü kan şekerini kontrol edemiyor.
Diyabet sıklığın 60 yaşından sonra yüzde 30'lar
civarında. Diyabet görülme sıklığı kentlerde köylere
göre yüzde 2 oranında daha fazla.
14 Kasım Dünya Diyabet Günü
nasıl başladı?
1921 yılında Dr. Frederick Grant Banting ve Charles
Herbert Best pankreası ameliyat ile çıkarılan
dolayısı ile şeker hastası olan köpeklere, sağlıklı
köpeklerin pankreaslarının Langerhans adacıklarından
hazırladıkları ekstreyi vererek tüm diyabet
belirtilerinin ortadan kalktığını göstermişlerdir.
Sonrasında Banting, Best ve diğer meslektaşları
Toronto Üniversitesinde domuz pankreasından insülin
hormonunu ayırıp saflaştırmayı başardılar. Bu
uğraşları sonucunda insülin enjeksiyonunun yolu
açılmış oldu ve ilk hasta 1922 yılında tedavi
edildi. Bu buluşları için Banting ve laboratuvarın
yöneticisi olan John James Richard Macleod’a 1923
yılında Nobel Tıp Ödülü verildi. Banting ve Best
insülin üretim yöntemi ile ilgili olarak aldıkları
patent için para talep etmediler ve insülinin ticari
olarak üretilmesini kontrol etmeye çalışmadılar. Bu
kararlarının sonucunda insülin üretimi ve tedavisi
hızla tüm dünyaya yayıldı. Banting daha sonra doğum
günü olan 14 Kasım tarihinin “Dünya Diyabet Günü”
olarak belirlenmesi ile onurlandırıldı. |
|