Tiroid, Guatr, Obezite, kıllanma, Hormon, Osteoporoz, Hipoglisemi, Düşük Şeker, Hipofiz Hastalıkları, terleme, Erken Ergenlik, Gut, Boy Kısalığı,hormon tedavisi, Diyabet, Şeker, Hastalığı, Selçuk Can, Nişantaşı, İstanbul Tiroid, Guatr, Obezite, kıllanma, Hormon, Osteoporoz, Hipoglisemi, Düşük Şeker, Hipofiz Hastalıkları, terleme, Erken Ergenlik, Gut, Boy Kısalığı,hormon tedavisi, Diyabet, Şeker, Hastalığı, Selçuk Can, Nişantaşı, İstanbul
Anasayfa Özgeçmiş Yayınlar Kongre ve Kurslar Basında İletişim ve Randevu İletişim ve Randevu

DİYABET veya DİABET
Ülkemizde yapılan araştırmalarda 20-70 yaş arası erişkinlerde diyabet prevalansının %7,4 olduğu yani Türkiye’de yaşayan her 100 kişiden 7 tanesinin diyabet hastası olduğu saptanmıştır.  Ülkemizde diyabet oranı her geçen yıl artmaktadır. Diyabet yani şeker hastalığını tanımak için öce glikoz ve insülin nedir onu bilmek gerekir. 

GLİKOZ NEDİR?
Glikoz yediğimiz yiyeceklerden aldığımız bir şeker türüdür. Vücutta dolaşan kan içinde bulunur ve vücut tarafından, özellikle de beyin tarafından enerji için kullanılır. Öğünlerde ve öğün sonrası postprandial dönemde glikoz yediğimiz yiyeceklerden yani ekzogen olarak kana karışır. Glikozu öğünler arasında endogen kaynaklardan kullanılır ve depolandığı karaciğerdeki glikojen deposundan salınır. Uzun süren açlıkta ise glukoneogenez dediğimiz süreç ile karaciğerde ve böbrekte aminoasitlerden ve yağ asitleri glikoza dönüştürülürler. Bu şekilde gün boyunca kanda belirli normal düzeyde glikoz bulunur. Bu depolar her yemek yendiğinde tazelenir. Bu sayede başta beyin ve kalp olmak üzere hayati organların glikoz ihtiyacı sürekli kesintisiz olarak karşılanır. Glikoz veya daha genel anlamıyla, şeker (glikoz da bir tür şekerdir) içeren yiyecekler "karbonhidrat" grubundadır. Karbonhidratlar basit ve kompleks karbonhidratlar olarak ikiye ayrılırlar.  

Basit karbonhidratlar yalnızca bir ya da iki şeker dizisinden oluşur. Basit karbonhidratlar yendiğinde, ağızdan mideye ve oradan da bağırsağa geçerler. Bağırsakta anında emilerek kan akımına girerler. Öte yandan, kompleks karbonhidratların, bağırsağa girdiklerinde önce parçalanmaları ve sindirilmeleri gerekir. Sonra bağırsaktan kana emilirler. Çünkü kompleks karbonhidratlar uzun şeker zincirlerinden oluşur. 

Basit karbonhidratlara örnek; sakaroz veya çay şekeri, meyvelerde bulunan früktoz ve sütte bulunan laktozdur. Kompleks karbonhidratlara örnek olarak; kuru baklagiller, patates, pirinç, nişasta ve makarna verilebilir.  

Diyetle tedavinin asıl amacı hızla emilen basit karbonhidratların alınmasını en aza indirmektir. Kompleks karbonhidratlar ise sindirim sisteminde YAVAŞ parçalanırlar. Bunların vücuda sağladığı glikoz uzun bir zaman dilimine yayılmıştır. Diyabet hastasının bozuk olan kan glikoz düzenleme sistemini zorlamazlar ve dengeli miktarda alınmaları teşvik edilmelidir. 

İNSÜLİN
Pankreas midenin hemen arkasında yer alan amilaz, lipaz gibi ekzogen salgı ile sindirim sisteminde öneli rolü olan ve endogen olarak insülin üreterek, ihtiyaç duyulduğunda bu insülini kan dolaşımına veren organımızdır. Pankreas endogen olarak alfa hücrelerinden glukagon, delta hücrelerinden somatostanin ve diğer hücrelerden pakreatik polipeptit üretir.  İnsülin pankreastaki beta hücreleri tarafından üretilen bir hormondur. İnsülin polipeptit yapısındadır. Pankreasta proinsülin olarak bulunur. A, B ve C zincirleri vardır. Beta hücresinden salınmadan önce C zinciri ayrılarak A ve B zincirinin disülfit bağlarla bağlanması peptit hormon olarak dolaşıma salınır. Kan şekerinin yükselmesi en güçlü insülin uyarıcı etkendir. Kan şekeri düşünce beta hücresinden insulin salınımı azalır, pankreas alfa hücresinden glukagon salınır. Ardından böbrek üstü bezinden ve sinir uçlarından epinefrin ve norepinefrin, hipofizden büyüme hormonu, böbrek üstü bezinden kortizol salgılanır. Bunlar kontrainsülin hormonlardır. Karbonhidratlı besinler alınıp emildiğinde; kan glikoz düzeyi yükselir. Bu durumda insülin üreten hücreler kan akımına insülin salarlar. İnsülin kandaki glikozun kaslara veya karaciğerdeki depolara girişini kolaylaştırır. İnsülin yetersiz ise; kan glikozu vücut dokuları tarafından kullanılamaz. Sonuçta kan glikoz düzeyi aşırı yüksek değerlere ulaşır. Normal kan glikoz sınırı 70-100 mg/dl'dir. Kan glikoz düzeyi 180 mg/dl'yi aştığında glikoz idrara geçer.

İNSÜLİN DİRENCİ
Diyabetiklerin çoğunluğunun aşırı kilolu oldukları ve %80 'inden fazlasının insülin enjeksiyonuna gereksinim duymadıkları bilinmektedir. Diyabetik olsun ya da olmasın aşırı kilolu kişiler her gün, aynı yaştaki normal kilolulara göre çok daha fazla insülin üretmek durumundadırlar. Bu kişilerin vücudu insüline direnç gösterir. Kilo vererek, vücuttaki insülin direnci kırılır. Bu nedenle, aşırı kilolu diyabetikler için tedavinin temel hedefi kilo kaybıdır. İnsülin direnci olan kişilerde kandaki insülin miktarı yüksektir. Yüksek insülin intraabdominal ve visceral yağ depolanmasını artırır. İnsülin ayrıca hipotalamusdaki iştah merkezini uyararak fazla yemek yenilmesine neden olur. Bu nedenle insülin direnci olanlar kilo vermede zorlanırlar. 

Diyabet nedir ve neden olur?
Tıp dilinde diyabetes mellitus olarak bilinen şeker hastalığı ömür boyu devam eden ve pankreasın yeterli derecede insülin salgılayamamasından kaynaklanan kronik bir hastalıktır. İnsülin kandaki glikozun (şekerin) enerji maddesi olarak hemen kullanılmasını veya karaciğerde depolanmasını kolaylaştırır. Sağlığımız için besinlerdeki enerjinin kullanılması gereklidir. Besinlerdeki karbonhidratlar glikoza dönüşerek parçalanırlar. Daha sonra bu glikoz kana karışır ve kandaki glikoz düzeyi artmaya başlar. Yükselen kan şekeri,  pankreastan insülinin salınarak kana geçmesini arttırır. İnsülin, glikozun hücreye girişini kolaylaştırır. Hücreye giren glikoz burada enerjiye dönüşür. Böylece kandaki glikoz düzeyi düşer. Eğer bu sistem işlemez ise kandaki glikoz düzeyi artar. Kan glikozunun düzenlenmesindeki bu bozukluk şeker hastalığını meydana getirir.  

Diyabet riski taşıdığınızı nasıl anlarsınız?
Normal bir insanın kandaki glikoz düzeyi 70 - 100 mg/dl arasındadır. Eğer bu değer aç karnına 126 mg /dl büyük ya da eşit ise diyabet teşhisi konur. Kan şekerinin 100 -126 mg /l arasında olmasına bozulmuş açlık kan şekeri denir ve bu kişilerin de ileride şeker hastalığına yakalanma riski yüksektir. 

KAÇ TİP ŞEKER HASTALIĞI VARDIR? 

Başlıca iki tip diyabet vardır. Bunlar; Tip 1 ve Tip 2 diyabet olarak adlandırılır.

TİP 1 DİYABET: En yüksek görülme dönemi ergenlik çağındadır. Diyabet vakalarının %10'u tip 1 diyabettir. Tip 1 diyabetin gerçek nedeni tam olarak açıklanmamıştır. Ancak bazı risk faktörleri vardır. Bunlar: 

1. Otoimmun hastalık: Vücudun kendini savunma sisteminde baş gösteren ve vücutta insülin yapan hücrelerin tahribatı ile sonuçlanan bir sorun. Antiglutamik asit dekarboksilaz antikoru (Anti GAD antikoru), islet cell antikoru, antiinsulin antikoru

2. Pankreasa zarar veren virüsler. Örnek Coxsackie virüsü

3. Ailesinde başka Tip 1 hastası olması (Tip 1 Diyabetin kalıtsal geçişi tip 2 diyabetten daha seyrektir).

4. İlaçlar: pentamidine, streptozotocin 

Tip 1 Diyabet hastalarında insülin salınımı çok azdır ya da hiç yoktur. Bu yüzden tedavisi eksik olan insülinin cilt altı enjeksiyonu iledir. Buna ek olarak diyabet eğitimi ve egzersiz tedaviye eklenir. Tip 1 diyabette yoğun insülin tedavisi veya insülin pompası kullanılır. Yoğun insülin tedavisinde sabah, öğle, akşam 3 defa kısa etkili insülinler veya insülin analogları bolus enjeksiyon olarak verilir. Gece yatmadan önce ise uzun etkili bir insülin veya analog insülin bazal insülin olarak kullanılır. İnsülin hassasiyeti ve cevabı kişiden kişiye değişmekle beraber 0,6 ünite/kg başlanması önerilir. Doz verilen cevaba göre titre edilir. HemoglobinA1C oranının %6,5 altına çekilmesi hedeflenir. Tip 1 Diyabetin tedavisi diyet, egzersiz, insülin ve diyabet eğitimi ile olur. 

TİP 2 DİYABET: Erişkinlerde görülen diyabettir. Pankreas insülin üretir fakat vücut bunu gerektiği gibi kullanamaz. İnsülin direnci vardır. Daha çok 40 yaş üzeri kişilerde ortaya çıkar. 

BELİRTİLERİ: 

1. Polüri (sık idrara çıkma)

2. Polidipsi (çok su içme)

3. Polifaji (çok yemek yeme)

4. Kilo kaybı  

Bunların dışında diğer belirtiler: 

1. Ağız kuruluğu

2. Yorgunluk

3. Vücuttaki yaraların geç iyileşmesi

4. Kuru ve kaşıntılı cilt

5. Sık geçirilen enfeksiyonlar

6. Bulanık görme

7. Cinsel sorunlar, impotans, seksüel disfonksiyon

8. Ellerde ve ayaklarda uyuşma ve karıncalanma

Tip 2 Diyabetin nedeni Tip 1 Diyabette olduğu gibi tam bilinmemektedir. Fakat bazı risk gruplarında görülme olasılığı daha yüksektir. Risk grupları şunlardır: 

  1. Gebelik sırasında diyabet gelişen veya 4,5 kg'dan daha ağır bebek doğuranlar
  2. Yaşı 40 ve üzeri olanlar
  3. Şişmanlar
  4. Ailesinde diyabet hastalığı bulunanlar
  5. Stresli bir hayatı olanlar
  6. Beslenme alışkanlığı bozuk olanlar

Bu risk faktörlerinden en az iki tanesi varsa mutlaka diyabet taraması yapılmalıdır. Bu hastalığın tedavisi ömür boyu devam etmektedir. Bu sebeple tedavinin uzman doktor, diyetisyen ve diyabet hemşiresi tarafından planlanması, hastalığın vücuttaki tahribatının önlenmesi açısından önemlidir. 

Hamilelerde görülen ve genellikle gebeliğin 24 haftasında çıkan gestasyonel diyabet yani hamilelik şekeri denen bir diyabet türü daha vardır. Hamilelik şekerinde diyet tedavisi bu yeterli olmaz ise diyet artı insülin tedavisi yapılır. Şeker ilaçları verilmez. Hamilelik diyabetinin iyi yanı doğum sonrası düzelmesidir. Ancak hamilelik şekeri geçirenlerin ileride yıllarda örneğin 40-45 yaşında diyabet olma riski fazladır.

Bir insan şeker hastası olduğunu nasıl anlar?
Toplumumuzda artan sıklıkla görülmesine rağmen bazı insanlar şeker hastası olduklarının farkında bile değildirler.  Check-up alışkanlığının gelişmediği ülkemizde bu duruma oldukça sık rastlanıyor.  Kan şekeri basit ve ucuz bir laboratuar testiyle tayin edilebilir. Açlık kan şekeriniz iki defa 126 mg/l üzerinde bulunursa diyabet teşhisi konulur.  Son yıllarda son üç aylık şeker ortalamasını gösteren HemoglobinA1C testinin diyabet teşhisinde kullanılabileceği gösterilmiştir. Kan şekeri sınırda olan olgularda ve bozulmuş glikoz toleransı yani gizli şeker şüphelenilen olgularda şeker yükleme testi tıp dilindeki adı ile OGTT yapılmalıdır. 75 gram glikoz yüklemesinden iki saat sonra ölçülen kan şekeri 200 mg/dl üzerinde ise diyabet tanısı konulur. OGTT’de iki saatlik kan şekeri 140-199 mg/dl arasında ise bozulmuş glikoz toleransı mevcuttur. HemoglobinA1C değerinin %6,5 üzerinde olması durumunda da diyabet tanısı konulur. Yükselen kan şekeri çok su içme, çok idrara çıkma, ani zayıflama, bulanık görme, ağız kuruluğu, dilin damağa yapışması gibi belirtiler verebilir. Bu belirtileri hafifletmek için koka-kola, gazoz, meyve suyu gibi kalorili içeceklerin içilmesi şeker komasını davet eder.  Bu durumda şeker ihtiva etmeyen ayran, su, maden suyu gibi sıvıları tüketmek ve bir uzmandan yardım istemek atılacak en doğru adımdır.  Şeker komasının belirtileri görüldüğü anda yani ağızda aseton kokusu, ciltte kuruma, tansiyon düşmesi, nabız artması, şuur bulanıklığı ve uykuya meyil gibi belirtiler görüldüğünde acilen tam teşekküllü bir sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır.  Şeker komasına erken müdahale hayat kurtarır.

Diyabet komplikasyonları nelerdir?
Diyabet komplikasyonları akut komplikasyonlar ve kronik komplikasyonlar olarak ikiye ayrılır. Akut komplikasyonlar diyabetik ketoasidoz, hiperosmolar nonketotik koma, laktik asidoz ve hipoglisemik komadır. Hafif hipoglisemi ve hiperglisemiler diyabetli hastanın her gün yaşadığı sorunlardır. Diyabetin kronik komplikasyonları makrovasküler ve mikrovasküler komplikasyonlar olarak ikiye ayrılır. Mikrovasküler komplikasyonlar klasik olarak retinopati, nöropati ve nefropati olarak sınıflanırlar. Makrovasküler komplikasyonların esası atherosklerotik kalp ve damar hastalıklarıdır. Şeker hastalığı olanlarda göz dibinde, sinirlerde, böbreklerde ve damarlarda tahribat olur.  Ayak sinirlerindeki tahribat uyuşmalar, karıncalanmalar, hissizlik ve gece baldıra giren kramplar şeklinde kendisini gösterir.  Şeker hastalarının ayaklarında çıkan yaraların kapanması oldukça zordur.  Ayağa giden damarlar ve sinirler tam çalışmadığı için herhangi bir kesikle veya ayakkabı vurması gibi bir nedenle ayakta çıkan yaralar iyileşmez ve kangrene çevirebilir. Şeker hastalığında koroner kalp hastalığı, serebrovasküler hastalık dediğimiz inme, felç ve beyin kanaması, periferik damar hastalığı denilen uzun damarlarda tıkanma görülebilir. Şeker hastalığının santral sinir sistemine etkisi dolayısı ile şeker hastalarında sinirlilik, asabi durum, endişe ve depresyona sık rastlanılır.

Diyabet prevansiyonu için önerileriniz nedir ?
Obezite yani şişmanlığın şeker hastalığının gelişiminde önemli rolü vardır.  Bu yüzden obezite ile savaşmak,  sağlıksız diyet alışkanlıklarının ve fiziksel tembelliğin Türk toplumuna yerleşmesini önlemek hepimizin hedefi olmalıdır.  Şeker hastalığının kontrolünde hastanın kan şekerini her gün ölçüp; diyet ve insülin tedavisini ona göre ayarlaması tüm dünyanın uyguladığı bir yöntemdir.  Düzenli takipler, spor ve zayıflama sayesinde kişinin şeker hastası olma ihtimali azalır.  Diyabet Prevansiyon Çalışmasında metformin kullanımının bozulmuş glukoz toleransı olan bireylerde diyabet gelişimini %35 oranında azalttığı gösterilmiştir. Ailesinde şeker hastası bulunan kişiler 40 yaşından sonra şeker yükleme testi yaptırarak risklerini belirlemelidirler.  Gizli şeker hastası olan kişiler diyet ve ilaç tedavisi ile hastalıklarının ilerlemesini önleyebilirler.

 
 
Muayenehane: Sezai Selek Sok. Tayman Apt
No: 16 Daire: 7 Nişantaşı Şişli 34365 İstanbul Tel: 212 - 296 46 11

Tasarım - Forum